Depresyon Psikolog
Depresyon Nedir?
Depresyon, özünde bir ruh halidir. Ancak gündelik dilde bu kadar sık kullanılarak kapitalleşmesi ve tüketilmesi sonucu adeta tek başına bir “hastalık” etiketi halini almıştır. Gündelik yaşam içinde herkesin zaman zaman morali bozulabilir veya canı sıkılabilir. Ancak bu tür durumlara hızlıca “Sende depresyon var!” diyerek tanı koyar gibi yaklaşmak doğru değildir.
Depresyonu sadece üzgün hissetmek, yataktan kalkamamak veya enerji düşüklüğü gibi kısıtlı belirtilere sığdıramayız. Depresyon yaşayan bir kişi, belirli olaylar silsilesinin ardından kronik bir şekilde yetersizlik, çaresizlik ve anlamsızlık hisleriyle boğuşur.
Depresyondaki bir bireyi diğerinden ayıran en temel fark şudur: Sağlıklı bir birey, günlük hayatında kendi kontrolü dışında gelişen ve kendisini yetersiz hissettiren bir olayla karşılaştığında bir çözüm bularak bu duyguyla baş edebilir. Depresyondaki birey ise yaşadığı olaya bir çözüm bulsa dahi kendini yeterli hissetmekte zorlanır. Çünkü depresyon, bu olumsuz duyguların sadece yaşanması değil; uzun bir zamana yayılması ve oldukça yüksek bir yoğunlukta hissedilmesidir.
Klinik ve psikiyatrik literatür depresyona belirtiler, süre ve yoğunluk kapsamında bakıyorken psikanaliz kültürü depresyona farklı bir zeminden bakmayı sürdürmektedir. Psikanaliz; depresyona öznenin şahsi hikayesi ve arzu doyumu üzerinden bakar. Bu yüzden depresyon, psikanalize göre sadece bir belirti sınıfı veya hastalık kategorisi olmayıp bir sis bulutunun berraklaştırılmasıdır.
Psikanaliz, depresyondaki birine “Sende hangi belirtiler var?” diye sormaz. Aksine şöyle sorar: “Sende bu belirtiler neden var? Senin şahsi hikayende bu belirtiler neye karşılık geliyor?”
Depresyon Belirtileri Nelerdir?
Araştırmalar göstermektedir ki depresyonda olan bireylerin %60’ından fazlasının yaşam kalitesinde ciddi bir bozulma görülmektedir. Depresif bozukluk, yani depresyon, kadınlarda erkeklere göre iki kat daha fazla görülür. Yaşamları boyunca bu depresyon belirtilerinin her altı yetişkinden birini etkilediği saptanmıştır. Ayrıca aşağıda belirttiğim bu depresyon belirtileri, hayat boyunca bir veya daha fazla kez karşımıza çıkabilir.
Depresyonda olan bireyin ruhunu; umutsuzluk, çaresizlik, yetersizlik, değersizlik ve öfke gibi duygular sarmalamış durumdadır. Bunun yanı sıra somatik (bedensel) olarak da iştah kaybı, yataktan kalkacak kadar enerjisi olmama, konsantrasyonda dalgalanma ve intihar (süisidal) düşünceleri gibi durumlar gözlemlenebilir. Bu durumun klinik bir tanı formu haline gelebilmesi için, söz konusu belirtilerin en az iki hafta boyunca süregelen bir şekilde yaşanması ve bu belirtilerden en az beşinin bulunması gerekmektedir.
Depresyonda sıklıkla karşılaşılan temel belirtiler şunlardır:
- Kronik üzüntü, anlamsızlık ve çaresizlik hissi: Kişinin kendini bu durumun içinde algılaması nedeniyle kimlik düzeyinde bir yetersizlik duygusu yaşaması ve durumun hiçbir zaman düzelmeyeceğini düşünmesi
- Zevk alamama (Anhedoni): Günlük hayatta ilgi ve merak duyulan etkinliklerden artık tat ve zevk alamama hali
- Süreğen bitkinlik: Sürekli devam eden bir halsizlik ve yorgunluk hali
- Uyku rutininde sapmalar: Uykuya dalamama, hiç uyuyamama ya da çok fazla uyuma; gün içinde aşırı uyku atakları, uyurgezerlik veya uyku felci gibi durumlar yaşama
- İştah ve kilo değişimleri: Yeme isteğindeki belirgin değişikliklere bağlı olarak ciddi kilo kaybı veya kilo artışı
- Konsantrasyon güçlüğü: Odaklanmayı düzenlemede ve zihni toplamada zorluk yaşama
- Kararsızlık: İki basit seçenek arasında bile karar vermekte güçlük çekme
- Huzursuzluk ve tetikte olma: Her an olumsuz bir şey olacakmış fikriyle sürekli tetikte ve huzursuz hissetme
- Bedensel ve zihinsel yavaşlama: Hiçbir şey yapmama isteği ve enerji düşüklüğüne bağlı olarak hareketlerde gözle görülür bir yavaşlama
- Açıklanamayan fiziksel ağrılar: Hastaneye gidilip muayene olunsa dahi fiziksel bir sebebi bulunamayan mide, kas veya baş ağrıları gibi somatik yakınmalar
- Dışarıdan fark edilen huzursuzluk: Çevre tarafından sürekli endişeli görünme; örneğin otururken elleri, ayakları sürekli hareket ettirme veya sallama ihtiyacı hissetme
- Cinsel isteksizlik: Cinsel dürtülerde ve istekte belirgin azalma
Depresyon Neden Olur?
Depresyona neden olan çok yönlü unsurlar vardır. Depresyona hem biyolojik hem de çevresel faktörler yol açabilmektedir. Bazı kişiler için yas, boşanma, iş kaybı veya ciddi bir hastalık gibi huzursuzluk yaratıcı yaşam olayları depresyonu tetikleyebilir. Ancak bu gibi durumlar için “her zaman depresyona yol açar” demek doğru değildir. Çünkü belirttiğim gibi, depresyona yol açan çevresel faktörlerin yanında biyolojik faktörler de bulunmaktadır.
Psikanalitik kurama göre depresyon; yas tutamama hali olarak açıklanabilir. Kişinin önemli bir kaybın ardından yas tutması, üzülmesi ve ağlaması gerekir. Kaybıyla olan ilişkisini tamamlaması, kaybının uzantısını ve ideallerini kendi yaşamında idame ettirebilmesi sağlıklı bir yas sürecini tamamladığını gösterir. Sağlıklı yas sürecinde kişi, kaybettiği nesneden ayrılabilir; artık onun gerçeklikte olmadığını, öldüğünü veya işini kaybettiği için bir başarısızlık yaşandığını bilinç düzeyinde fark eder.
Depresyondaki kişi ise bu kaybın gerçek anlamda farkında değildir. Tutulması gereken bir yas vardır; ancak o yas tutulamadığı için kişi yorgun, bitkin ya da çevresine karşı saldırgan ve öfkeli bir ruh haline bürünür.
Depresyondaki kişinin kaybı kabul edememesinin —daha doğrusu bu durumun gerçekliğini ruhsal olarak kavrayamamasının— temel sebebi, bireyin ruhsal yapısının dışarıdan destek almaya muhtaç, bağımlı bir kişilik yapısına sahip olmasıdır. Depresyondaki kişi için kayıp nesnesi (bir insanın kaybı, gelir kaybı, iş kaybı vb.) kendisine narsisistik doyum sağlayan, güçlü ve kurtarıcı bir yapıya sahiptir. Kaybedilen şey her ne ise, o kaybedildiğinde kişi onsuz yaşayamayacağını düşünür. Çünkü onsuz kendisini güçsüz, ezilecek, kırılgan, hiçbir özelliği olmayan ve bu yüzden yok olmaya mahkum bir varlık olarak algılar.
Depresyon Türleri Nelerdir?
Depresyonun, gidişatları birbirinden farklı olan birçok türü vardır. Bu türler; semptomların süresine, patolojinin şiddetine ve görülen belirtilere göre değişkenlik gösterebilir.
DSM ve psikiyatrik sınıflandırma sistemlerine göre en yaygın depresyon türleri şunlardır:
Unipolar Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?
Unipolar depresyon, diğer adıyla tek kutuplu depresyondur. Bu kavram, farklı epizotlara (yani farklı atak dönemlerine) geçiş yapılmadığı, tek bir duygu durum döneminde kalındığı depresyon türünü ifade eder.
Unipolar depresyonda derin bir içsel boşluk, yalnızlık ve umutsuzluk gibi olumsuz duygular ön plandadır ve bu duygular en az 6 ay sürebilmektedir.
Bu türü diğer depresyon türlerinden ayıran temel fark, belirttiğim gibi tek bir epizot dönemini kapsamasıdır. Örneğin bipolar (iki kutuplu) depresyonda, mani ve depresyon olmak üzere iki farklı uç duygu durumu yaşarsınız. Bu iki uç arasındaki geçişler her zaman bir anda gerçekleşmez; en az üç ay tek bir epizot içinde kalabilirsiniz. Ancak unipolar depresyonda bu manik dönemi veya uç duygular arası geçişleri yaşamazsınız; tablo sadece depresif kutupta seyreder.
Manik Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?
Manik depresyon, aslında bipolar bozukluğun bir alt türü veya dönemi (mani evresi) olarak tanımlanmaktadır. Araştırmalara göre manik depresyon toplumda her 100 kişiden bir veya ikisinde görülmektedir. Ayrıca sıklıkla 15-35 yaş aralığında ortaya çıkar ve kadınlar ile erkeklerde görülme ihtimali eşittir.
Manik depresyon dönemine giren kişi, dışarıdan bakıldığında son derece coşkulu ve sevinçten havalara uçuyormuş gibi görünebilir. Bipolar bozukluğun manik evresindeki bu kişi; korunmasız ve riskli cinsel davranışlarda bulunabilir, sürekli gülebilir, dans edebilir ve hiç durmadan konuşabilir.
Ancak dışarıdan görünen bu coşkulu tablonun aksine, manik depresyondaki bir kişi aşırı tahammülsüzleşerek kolaylıkla sinirlenebilir ve bu yüzden çevresine zarar verebilir. Örneğin, bu dönemdeki birine biri eleştiri getirdiğinde, bir fikir sunduğunda veya onun bu hiperaktif davranışlarını engellemeye çalıştığında, kişi büyük bir öfkeyle saldırganlaşabilir. Manik depresyon dönemi, genellikle bipolar bozukluğun depresyon evresine geçişiyle birlikte son bulur.
Postpartum Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?
Postpartum depresyon, doğum sonrası gelişen ve halk arasında lohusalık depresyonu olarak bilinen ciddi bir durumdur. Doğumdan hemen sonra başlayabilmekle birlikte; bazen bir-iki hafta, hatta bir yıl sonra bile ortaya çıktığı görülebilmektedir.
Postpartum depresyon, annenin doğumdan sonra bebek bakımı konusunda kendisini yetersiz hissetmesinden kaynaklanan derin bir üzüntü hali yaşamasıdır.
Bu süreçte şu belirtiler gözlemlenebilir:
- Bebeğe karşı ilgisizlik ve bebeğiyle kurduğu bağda azalma
- Sebepsiz veya aniden gelen ağlama nöbetleri
- İştah değişimlerine bağlı kilo artışı veya kaybı
- Sosyal izolasyon nedeniyle çevreyle iletişimin kopması ve derin bir yalnızlığa gömülme
- Kendini sürekli suçlayan “İyi bir anne değilim” düşünceleri
- Bebeğine veya kendine zarar verme fikirleri
Maskeli Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?
Maskeli depresyonda, psikolojik belirtiler ikinci planda kalarak daha çok bedensel (somatize) belirtiler ön plana çıkar. Örneğin; cinsel işlev bozukluğu, yoğun alkol kullanımı, iştahsızlık, baş ve vücut ağrıları gibi yakınmalar görülebilir. Aşikar psikolojik belirtilerin ilk planda olmaması nedeniyle uzmanlar bu durumu literatürde “gizli depresyon” şeklinde ifade etme gereksinimi duymuşlardır.
Maskeli depresyonda olan bir kişi; tipik depresyonda görülen yetersizlik, anlamsızlık ve çaresizlik gibi duyguları doğrudan yaşamıyor gibi görünebilir. Aksine dışarıdan bakıldığında yaşama karşı oldukça istekli, özgüvenli ve anlamlı bir hayat sürdürüyor izlenimi verebilirler. Ancak esasında bilinçdışında yatan derin bir yetersizlik hissi ve çatışma, bedensel yakınmalar vasıtasıyla istemeden de olsa dışa vurulmaktadır.
Bu bedensel yakınmalardan dolayı kişinin ilk müracaat ettiği yerler psikologlar ve psikiyatristler olmaz; öncelikle fiziksel hekimlere başvururlar. Hatta kişi maskeli depresyonda olduğunun farkında olmadığı için psikolojik bir durumun varlığını reddedebilir veya inkar edebilir.
Mevsimsel Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?
Mevsim şartlarının getirdiği monotonluk ve hava değişimleri, kişinin ruh halini ve sosyal işlevselliğini olumsuz etkileyebilmektedir. Mevsimsel depresyonun genellikle sonbahar ve kış aylarında başladığı görülür. Yani ekim ve kasım aylarında belirginleşirken, şubat ve mart aylarına doğru son bulabilmektedir. Bu durum, genel olarak tipik depresyon belirtileri ile benzerlik göstermektedir.
Endojen Depresyon Nedir?
Endojen depresyon, günümüzde daha çok melankoli olarak da bilinmektedir. Bu türde, çevresel etmenler değişse bile kişinin ruh halinde herhangi bir düzelme veya değişim görülmez. Aslında kişinin yaşamında böylesi bir depresyonu tetikleyecek belirgin bir olay da yaşanmamıştır. Yani sevilen birinin kaybı, uzun süredir devam edilen bir işten çıkarılma gibi somut bir sebep yoktur.
Kişiye “Neden böyle hissediyorsun?” diye sorulduğunda; bazen “Bilmiyorum ama çok bitkin hissediyorum” şeklinde cevap verebilir. Kendisi de neden böyle hissettiğini bilmemektedir ve bu durumun farkında olamaması, depresyon sürecini daha karmaşık ve girift bir hale getirebilmektedir.
Bu depresyona psikanalitik bir çerçeveden bakmak çok daha açıklayıcıdır: Psikanalitik açıdan endojen depresyon; kişinin geçmiş tarihinde adeta çok eski bir eser haline gelmiş, bilinçdışının derinlerine gömülmüş bir malzemedir. Dışarıdan bakıldığında görünürde hiçbir sebep yokmuş gibi durabilir. Ancak kişinin ruhsallığının o derin dehlizlerinde, kendisinin de bilmediği yargıçlar ve eleştirmenler mevcuttur. Kişi, bu içsel figürlere duyduğu öfkeyi ve çaresizliği bu şekilde dışa vurmaktadır.
Depresyon Kimleri Etkiler?
Genel olarak ifade edecek olursam; depresyona yatkın kişilerin genellikle strese eğilimli yapıda olan bireyler olduğunu söyleyebilirim. Örneğin; aşırı kontrolcü, mükemmeliyetçi, alıngan, özgüveni düşük, içine kapanık veya kimseye “hayır” diyemeyen kişiler bu gruba örnek gösterilebilir. Yine sürekli aranma ve ilgi görme ihtiyacı içinde olanlar ile olaylara her zaman anksiyetik, olumsuz ve negatif taraflarından bakan kişiler de risk altındadır.
Bunların dışında depresyonun; modern kapitalist toplumumuz içinde aniden kategorileştirilme ve tıbbi bir dil haline getirilme ihtiyacıyla karşı karşıya kaldığını görüyorum. İnsanın sürekli bir performans sergileme veya kesintisiz bir şeyler üretme zorunluluğunda hissettirilmesi, toplumu her geçen gün daha da depresif bir hale getirebilmektedir.
Ancak psikanalizin ana hedefi; depresyonu tek bir kalıba sokmak ya da kategorileştirmek değildir. Psikanaliz, aksine öznenin arzusuna alan açan, arzuyu akıtan ve ona yön veren bir yerde durmaktadır.
Depresyon Ne Kadar Sürer? Depresyon Nasıl Geçer?
Depresyonun süresi kişiden kişiye göre değişebilmektedir. Tedavi edilmeyen bir depresyon atağı 6 ile 24 ay arası sürebilir.
Ancak bir psikolog olarak, bu sorunun sorulma biçimi ve altında yatan neden bizim için çok daha mühim bir konudur. Kişinin “Bu depresyonum ne zaman bitecek?” sorusunu kendine neden sorduğunu düşünmesi gerekir. Kendi içindeki acının belirsizliğine katlanamıyor mu? Yoksa bu semptomun ona sağladığı ikincil kazançtan vazgeçmek mi istemiyor? Bu acının bütün ömrü boyunca süreceğini mi düşünüyor? Belki de bu soruya dair zihne binlerce ihtimal gelebilir. Demek istediğim; “Depresyon ne kadar sürer?” veya “Nasıl geçer?” sorularına odaklanmaktan ziyade, bu soruların taşıdığı anlam üzerine kafa yormak gerekir.
Aslında burada ele aldığımız depresyon ve bütün depresyon alt türleri, bir arzu akışkanlığının kesintiye uğramasından kaynaklanır. Peki, “arzu akışkanlığının kesilmesi” ile ne demek istiyorum?
Depresyondaki bir kişi; bir özneye, onun sunduğu güce, şefkate ya da kendisine sağladığı narsisistik doyuşa derin bir bağlılık duyar. Yine depresyondaki kişi, kaybedilen nesnenin kendisine kazandırdığı o sembolü kaybetmeye dayanamadığı için bu kaybı inkar eder. Bu yüzden, yukarıda da belirttiğim gibi depresyon; bir nesnenin yasının tutulamaması demektir.
Esasında depresyondaki kişinin arzusu, kaybedilen nesnenin kendisine verdiği o şefkatedir. Kayıp yaşandığında, bu yok olan şefkate yönelen arzu başka bir nesneye veya yöne kaydırılabilirse; işte o zaman depresyonun yası tutulmuş ve bu süreçten çıkılmış olur.
Depresyona Ne İyi Gelir?
“Depresyona ne iyi gelir?” sorusu kapsamında burada yazacaklarım, elbette kalıcı bir dönüşümün ya da kişilik değişiminin yerini tutmayacaktır. Ancak kişinin kendisini kısa süreli de olsa daha iyi hissetmesini sağlayacak biyolojik ve çevresel bazı öneriler sunabilirim.
Yaşam Tarzınızda Değişiklikler Yapın Depresif süreçlerden geçen bireyler, kendilerini yetersiz ve yaşamı anlamsız hissettikleri için iç dünyalarında derin bir yalnızlık yaşarlar. Sosyal olarak izole olmak yerine sosyal aktivitelere katılmak; örneğin gönüllülük esaslı işlerde yer almak ya da spor etkinliklerine katılmak/spora başlamak yeni insanlarla tanışmanızı sağlayabilir. Bu durum, daha öncesinde deneyimlediğiniz o anlamsızlık ve umutsuzluk gibi depresif duyguları bir nebze olsun hafifletmeye yardımcı olacaktır.
Geçmişi Düşünmeyi Bırakın (Duygunun İçinden Geçin) Okurken içinizden “Bu nasıl olacak?” diye geçiriyor olabilirsiniz: Geçmişi bu kadar çok düşünmeyi bırakmayı deneyebilirsiniz! Geçmişi veya geleceği kontrol altında tutabilmek adına kendinizi sürekli zorluyor olabilirsiniz. Burada size “Geçmişi düşünmekten nasıl kurtulursunuz?” gibi basit reçeteler sunmayacağım. Çünkü bu tür tavsiyeler sizin için yüzeysel bir farkındalıktan öteye geçmeyecektir. Hakiki bir değişim ve dönüşüm için yapılması gereken; duyguyu yaşamaya izin vermek, acının içinden geçmektir. Terapi ve psikolojik danışmanlık süreçleri de tam olarak bunu sağlamayı amaçlar. Bu konuda izlediğim terapötik yaklaşım hakkında detaylı bilgi almak için Psikodinamik Danışmanlık sayfamı inceleyebilirsiniz.”
Size Zarar Veren İlişkileri Gözden Geçirin Sizi üzen ve size zarar veren insanlardan uzaklaşmayı deneyebilirsiniz. Bu, kişi için oldukça zor bir adımdır; çünkü size zarar veren insanın hayatınızda aynı zamanda bir ikincil kazancı da olabilir. Belki sizi koruyup kolluyordur, belki de geçmişte annenizden göremediğiniz şefkati o sağlıyordur. Ancak o kişiden uzaklaşmanız, hayatınızın sonuna kadar yalnız kalacağınız anlamına gelmez. Hayat yolculuğunuzda karşınıza sizi anlayacak, koruyacak ve sevecek başka insanlar çıkmaya devam edecektir.
Yasal Uyarı
Bu web sitesinde yer alan tüm metinler, makaleler ve görsel içerikler yalnızca bilgilendirme ve farkındalık sağlama amacıyla hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler; tıbbi teşhis, tanı, tedavi veya kişiselleştirilmiş bir sağlık hizmeti niteliği taşımaz ve bir hekim Hekimlik/Psikiyatri muayenesinin yerini tutamaz. Sitedeki bilgilere dayanarak herhangi bir tıp/sağlık kararı alınmamalıdır. Acil durumlarınız veya tıbbi müdahale gerektiren durumlarınız için lütfen en yakın sağlık kuruluşuna başvurunuz.
